Hunger Games Rpg

May the odds be ever in your favor!
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş
 

 Christian Xavier Swynford.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Christian Xavier Swynford
2. Mıntıka Vatandaşı
2. Mıntıka Vatandaşı
Christian Xavier Swynford

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 26/05/12

Christian Xavier Swynford. Empty
MesajKonu: Christian Xavier Swynford.   Christian Xavier Swynford. Icon_minitimeC.tesi Mayıs 26, 2012 11:07 pm

30 KASIM 2007 / MEMPHİS TENNESSEE

Her nefes alışımda çürümüş tahta kokusu içimi dolduruyor. Boğazımdaki kuruluk yüzünden yutkunarak ağzımdaki acı tadı yok edemiyorum. Tüm bedenim sızlıyor, gözlerim yanıyor. Her ne kadar ölüp bu acıdan kurtulmak istesem de gözümün önünden gitmeyen güzel yüzün sahibi için güçlü olmaya çabalıyorum. Ayağa kalkmak amacıyla bedenimi hareket ettiriyor ve yavaşça doğruluyorum. Etrafı bulanık görüyorum; sanki gözümün önüne şeffaf bir perde çekilmiş gibi. Çevremdeki her şey dönüyormuş gibi hissediyorum ve tutunacak, bana dayanak olacak herhangi bir şey arıyorum elimle. En sonunda nemli, sert tahtalara dolanıyor parmaklarım. Neden nemli olduklarını anlayamadığım bu tahtalardan destek alarak ayakta durmayı başarıyorum. En sonunda görüşüm netleştiğinde tuttuğum şeyin merdiven korkulukları olduğunu görüyorum. Önümde yüksek bir merdiven uzanıyor, karanlıkta kayboluyor. İçimden bir ses oraya gitmememi söylese de bu sesi dinlemiyorum, umursamazca merdivenin ilk basamağına adım atıyorum. Merdivenin sonundaki karanlık beni çağırıyor, o karanlığın beni çektiğini duyumsayabiliyorum. Zihnimde bir baskı hissediyorum ve korkunç, karanlık, tüyler ürpertici bir ses "Bana gel..." sözlerini fısıldıyor. Birden asla oraya gitmemem gerektiğinin bilincine varıyorum, yoksa sevdiğim her şeyi kaybedeceğimi hissediyorum. Geri çekilmek istiyorum fakat bedenim beni dinlemiyor. Yavaş ve sessiz adımlar ile yukarıya ulaşıp karanlığın içine giriyorum. Bedenimin içi bu güçle doluyor, beni ele geçirip kontrol etmek istediğini biliyorum. Zihnimdeki güzel kızın görüntüsüne tutunup karşı koymaya çalışıyorum. O kız ile aramda olan bağ, aynı zamanda beni hayata bağlayan yegane şey. Onu kaybedersem yaşamımın da sona ereceğinin, veya daha da kötüsü; asla dinmeyecek bir acı ile yaşayacağımın farkındayım. Fakat ne kadar direnirsem direneyim, karşımdaki güç de beni o kadar ele geçiriyor. Kalbimin atışı kulaklarımda yankılanırken irademi kaybediyorum ve soğuk tahta zemine yığılıyorum. Bir yandan da hayatı sorguluyor ve kaderin acımasızlığından yakınıyorum. Ölmeden, daha doğrusu gerçek kimliğimi kaybetmeden görmek istediğim kişinin yanımda olmaması beni yasa boğuyor. Belki de onu asla terk etmemliydim diye düşünüyorum. Benim korumama ihtiyacı olduğu halde onu bırakarak hata yaptığımı ancak bilincim kaybolmadan hemen önce fark ediyorum.

25 OCAK 2011 / NEW YORK PRESBYTERİAN HASTAHANESİ

Hafifçe aralık olan kapıdan içeriye usulca "Kendine dikkat etmiyor..." diyen doktorun sesi süzüldü. Karşısında duran kişi her kimse karşılık vermedi, sadece iç çekmekle yetindi. Bunun üzerine doktor "Ona gördüğü şeylerin gerçek olmadığını daha uygun bir dille anlatmaya çalışın. Bunların sadece hayal gücünün bir ürünü olduğunu vurgulayın." diye devam etti sözlerine. Bu sefer melodik bir ses tedirgin bir ses tonuyla "Söylediklerinizin hepsini harfiyen uyguluyorum!" diye karşılık verdi bu sözlere. Doktor ise sadece homurdanmak ve "Sahiden mi?" diye sormakla yetindi. Ardından cilalı taş zeminde uzaklaşan ayak sesleri duyuldu ve rahat bir nefes aldım. O akbaba burunlu doktoru bir kere daha görmeye dayanamazdım. Beni deli ediyordu; gerçi beni deli ederken aynı zamanda beni deli sanması da ironikti. Bu fikrimi kendime saklamaya karar vererek oturduğum gri renkli koltuktan kalktım ve beyaz kar tanelerinin hızlı hızlı yere düştüğü pencerenin önüne geldim. Hastahanenin üçüncü katında olduğumdan bembeyaz kar ile örtülmüş zemini ve ferahlatıcı manzarayı görebiliyordum. Hastahane sadece beyaz ve gri renklerinden oluştuğundan dolayı kar örtüsünün altındaki küçük yeşillikleri görmek gözlerimi ağrıttı. Parmaklarımı şakaklarımın iki yanına dayayarak başımı ovuşturdum ve kendime sakin olmam gerektiğini hatırlattım. Doktorun söylediğine göre aceleci olmak veya aşırı yoğun duygular 'hastalığımı' harekete geçiriyormuş, peh! Güya kendilerinin aklı başında ve benim gibi hafızasını kaybetmiş birisine yardım edecekler! Gerçi ben ne hastaydım, ne de deliydim. Belki de doktorum aylık raporunu hazırlarken bunu göz önünde bulundurmalıydı. Gözlerimi birkaç kere daha kırpıştırdıktan sonra tekrar pencereden dışarıya baktım ve vakit bulduğum her zaman yaptığım gibi saymaya başladım. Üç yıl bir ay ve yirmi beş gün... Memphis'te yaşadıklarımın ardından tamı tamına bu kadar zaman geçmişti. Geçirdiğim her gün kalbimi biraz daha katılaştırsa ve iyileşmeye yüz tutmuş yaramı kapatsa da hala unutamıyordum o günü. Ne olmuştu? Niçin bunları düşündüğümde beynime sancılar giriyor ve bedenim güçten düşüyordu? Niye hiçbir şey hatırlamıyordum? Aslında bu pek de doğru sayılmazdı. Evet, pek doğru sayılmazdı bu. Hatırladığım tek şey olsa bile, asla aklımdan çıkaramamıştım bunu. O narin yüz hatlarını ve içe işleyen mavi-gri karışımı gözleri hatırlıyordum. Kızdığı zaman kasvetlenen, sevindiği veya mutlu olduğu zaman ise ışık saçan gözleri hatırlıyordum. Bana söylenen "Beni bırakma. Söz ver, Chris. Beni asla bırakmayacaksın." sözlerini ve gözlerimin tam içine sevgiyle bakan şefkatli gözleri hatırlıyordum. Ama hepsi bu kadar işte. Bundan başka hatırladığım ne bir görüntü vardı ne de bir ses. Birden sırtımdan aşağıya bir ürperti indi. Tüm kaslarım kaçmaya, daha doğrusu savaşmaya veya başka bir şekilde ifade etmek gerekirse mücadele vermeye hazır bir şekilde gerildi. Fakat tehlike gelmedi; hiçbir şey gelmedi. Sadece hastahane odasının penceresine vuran sert rüzgârın tok ve sakin sesi, benim yüksek sesle kütleyen kalbim ve bir de sıcak hava üfleyen ısıtıcının uğultusu duyuluyordu odada. Gevşemeye çalışarak derin derin nefes aldım. Sakinleşmeliydim. Eğer sakinleşmezsem pek iyi şeyler olmayacağının farkındaydım. Zihnim bana oyun oynuyordu belki, her zaman yaptığı şeydi bu sonuçta. Birkaç dakika hareketsiz, ölü gibi bembeyaz bir şekilde öylece durdum. Derken aniden başımı kaldırıp bakışlarımı pencereye diktim ve dışarıda olan yaşamı düşündüm. Üç yıl içerisinde neler değişmişti acaba? Yaşam daha mı sefil bir hal almıştı, yoksa insanlar hala hiçbir şeyin farkında olmadan anlamsız hayatlarına devam mı ediyorlardı? Cevap her ne olursa olsun, bu gerçeği değiştirmiyordu; benim için hayat yaklaşık üç yıl önce bitmişti. O sırada bir şey hatırladım. Bu gün benim doğum günümdü. Kaç yaşına basmıştım? Galiba... Galiba yirmi iki yaşındaydım artık. Anlamsızca geçmiş, heba edilmiş tam yirmi iki yıl. Belki geçmişi değiştiremezdim, fakat hala gelecek için bir şeyler yapabilirdim. Sadece bir hayal ürünü olarak kalacağını bildiğim halde bu düşünce bile beni umutlandırdı. Ama biraz sonra ruhuma ve çevreme yine o kasvetli hava çöktü. Soğuk bir his her tarafımı sardı ve omzuma bir el dokundu. Hızla arkamı döndüğümde tatlı tatlı gülümseyen, gözleri parıldayan şirin bir kız duruyordu arkamda. Simsiyah düz saçları, derin bir kuyuyu andıran siyah gözleri vardı. Yaklaşık dört-beş yaşlarında olmalıydı, fakat boyu bundan çok daha küçük gözteriyordu. Sırılsıklam haliyle bile yirmi kilodan fazla gelmeyeceğine emindim. Adı Violet'ti. Bu, onu ilk görüşüm değildi. Sürekli çevremde dolanan ve beni rahat bırakmayan hayallerden birisiydi o da. "Niye bu sıkıcı odada duruyorsun?" diye sordu meraklı bir tavırla. Cevap vermedim. İçimde boğazımı düğümleyen bir çığlık tohumlandı ve dışarıya çıkmak için çırpınmaya başladı. Böyle olmak istemiyordum, bu benim seçimim değildi! Kimse bana doğmadan önce şizofren olmak isteyip istemediğimi falan sormamıştı! Violet küçük, beyaz eli ile uzanıp benim elimi tuttu ve "Ah, demek bu ilk fark edişin değil." dedi. Şizofreninin bir ürünü olan bu küçük yaratığın doğru olanı savunması tuhaf değil miydi? Bu sefer ona boğuk bir sesle "Git başımdan." diye karşılık verdim. O ise gitmek yerine gülümseyerek "Ah Chris, burada olmamı isteyen sensin. Gerçekten gitmemi isteseydin eğer, burada olmazdım ki!" diye mırıldandı. Ben donup kalınca da sözlerine "Ben bilinçaltının bir ürünüyüm. Senin duymak istemediğin ama aslında bildiğin düşüncelerini yansıtırım. Hepimiz bunu yaparız." şeklinde devam etti. Hepimiz derken kimleri kastettiğini gayet iyi biliyordum. Kevin'ı, Felicia'yı, Ellen'i, Damon'ı ve Felix'i kastediyordu. Onlar da Violet gibiydiler, silik birer anıydılar. İşte o sırada içimde bir şeyler koptu. Öfkem büyüdü, diğer tüm duygular silikleşti. Yıllarca kendi kendime konuştuğumu biliyordum aslında, bunları hayal gücümün ürettiğini biliyordum. Fakat bunu duymak tamamen farklı bir etki yaratmıştı. İçimde hiç bilmediğim, karanlık bir yönüm harekete geçmişti. Violet'in tatlı, küçük yüzüne doğru "Git buradan!" diye tısladım. Gerçekler acı vericiydi ve gerçekleri duymak istemiyordum. Violet silikleşip yok olurken yeniden gri renkli koltuğa oturdum ve bakışlarımı ellerime diktim. Hayatımdan nefret etmek için o kadar fazla sebep vardı ki bunlar görmezden gelemeyeceğim kadar çoktu. Bakışlarımı diktiğim ellerimden kaldırarak boş gözlerle tam karşımdaki beyaz duvara bakıp "İyi ki doğdun Christian, mutlu yıllar..." diye mırıldandım. Belki de geçen onca yılın ardından gerçekten delirmiştim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Avaline Tarnowski
7. Mıntıka Vatandaşı
7. Mıntıka Vatandaşı
Avaline Tarnowski

Kadın Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 16/05/12

Haraç Bilgileri
Karakter Canı:
Christian Xavier Swynford. Left_bar_bleue0/0Christian Xavier Swynford. Empty_bar_bleue  (0/0)
Mıntıkası:
Oyun Kurucu Puanı:

Christian Xavier Swynford. Empty
MesajKonu: Geri: Christian Xavier Swynford.   Christian Xavier Swynford. Icon_minitimeC.tesi Mayıs 26, 2012 11:39 pm

    #Yazım ve İmla (10/8)
    #Kurgu (15/12)
    #Akıcılık (20/15)
    #Betimleme (25/21)
    #Uzunluk (15/15)
    #Renklendirme ve Düzen (10/6)
    #Bonus (5/5)


    82
    Keyifli rpler.

_________________

I remember tears streaming down your face, when I said 'I'll never let you go'.
Christian Xavier Swynford. 708pu

mülakatlara çıkınca böyle olacakmış Ava:
 

ama gerçekte böyleymiş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Christian Xavier Swynford.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hunger Games Rpg :: Karakter Yaratımı :: RPG :: Rpg Puanlama-
Buraya geçin: