Hunger Games Rpg

May the odds be ever in your favor!
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş
 

 Niobe Hera Linos

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Niobe Hera Linos
1. Mıntıka Vatandaşı
1. Mıntıka Vatandaşı
Niobe Hera Linos

Kadın Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 27/05/12

Niobe Hera Linos Empty
MesajKonu: Niobe Hera Linos   Niobe Hera Linos Icon_minitimePaz Mayıs 27, 2012 9:41 pm

Niobe Hera Linos, isteksizce telefonu kapadı. Derin bir nefes alan Hera, artık ritüel gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğini biliyordu.
Arabasına doğru ilerlerken ellerinin titrediğini fark etti. Arabanın anahtarlarını çıkarırken artan titremesi yüzünden kapıyı açmadan önce duraksadı. Hala yaprak gibi titriyordu. Bir ritüel için bedeni uygun değildi biliyordu ama çok sevdiği dostu Dietricha'yı geri çeviremezdi.

Sakin ol dedi kendi kendine.

Lucas'ı düşünmemek için elinden geleni yapıyor ama yine onu düşünüyordu. Doğum gününü iş toplantısı olduğunu bahane ederek, bir demet orkide göndererek geçiştirmişti. Aa bir de bir kaç hafta önce başka bir kızla birlikte olmuştu. Aldatılmıştı. Aldatılmak kelimesini içinden o kadar sakin geçiriyordu ki sanki her gün başına gelen bir şeymiş diye düşünüyordu insan. Sadece bir ilişkinin ya sonunda ya da çıkmaz bir sokağında sıkışıp kalmışlardı. İki tarafda bir şeyleri düzeltmek için çaba sarf etmiyor aksine birbirlerini tüketmek için muazzam bir çaba sarf ediyorlardı.

Hera o kadar uzun zamandır arabasının önünde dikiliyordu ki yorgunluktan bacakları uyuşmaya başlamıştı. Tek bir tuşa basarak arabasının kilidini açtı ve arabaya bindiği gibi gaza var gücüyle basarak mezarlığa doğru arabasını sürdü.

Mezarlığın o serin havası, daha arabadan iner inmez Hera'yı titretmeye yetmişti. Saçlarını geriye iten rüzgara karşı düşündüğü tek şey içinde bulunduğu durumdu. Ölüleri ve hayaletleri oldu olası sevmemişti. Bir an önce ritüeli bitirip, sıcacık ve huzurlu evine gitmekti tek isteği.
Düşüncelerini bir süre durdurup, Die'nin tarif ettiği yöne doğru ilerledi. Karanlık ve insanın içini donduran soğuk cadı da olsa Hera'yı da ürkütüyordu. 2 küçük erkek çocuğun mezarlarının yanından geçtikten sonra nihayet Die'yi görebildi. Die her zamanki güzelliği ve enerjisiyle göz kamaştırıyordu. Die sürekli çantasıyla, esir aldığı kişinin arasında gidip geldiğinden Hera'nın gelip, onun bu şaşkın hallerini izlediğini fark etmedi. Hera onu korkutmamak için usulca mırıldandı.

''Bakıyorum da her şeyi halletmişsin Die.''

Sesi duymasıyla Die'nin tatlı yüzünü ona çevirmesi bir olmuştu. Sevimli cadı en içten gülümsemesiyle konuşmaya başladı.

''Sonunda gelebildin.Kimin kanını aldığımı görsen şaşkınlıktan bayılırsın.''

Hepsini tek bir seferde, soluk soluğa söyleyen Die, Hera'yı daha fazla merakta bırakmamak için önüne geçerek sakladığı şeyin, yanına doğru bir adım attı. Evet Die az önceki söylediklerin de haklıydı. Karşısında duran kişi bir kaç hafta önce onun hayatını kurtaran ardından da doğum gününde ona bir yabancıymış gibi davranan Elliot'tu. Hera karnına sanki bir yumruk saplanmış gibi hissetti. Onu kurtarırken tanıdığı centilmen ve nazik karanlık lord, doğum gününde yerini aksi ve acımasız bir karanlık lorda bırakmıştı. Bunları düşünmenin sırası olmadığını fark eden Hera, yerde baygın duran Elliot'un yanına çömeldi.

''Die, sen delirdin mi? Koskoca Mystic Falls'da başkasının kanını bulamadın mı?''

Hera'nın sesi endişeli ve yüksek çıkıyordu. Die bile ondan böyle bir tepki beklemiyor olacaktı ki şaşkınlıktan gözlerini açmış, tek bir kelime dahi etmiyordu. Hera elinden geldiğince sakin ve içten bir şekilde Elliot'un kulağına fısıldadı.

''Elliot, beni duyabiliyor musun?''

Elliot'un cansız bedeninden bir işaret bekliyordu. Dediklerini duyduğunu, onu hissettiğini gösteren bir işaret. Elini ölü gibi cansız bedenine dokundurduğunda, Die elinde tuttuğu bıçağı ona aldırış etmeden Elliot'a sapladı. Saplanmayla Elliot'un çığlığını duyan Hera irkildi. Hera şaşkınlık ve öfkeyle bakıyordu genç cadıya ama nafileydi bu bakışları, Die'nin durmaya niyeti yoktu. Die bakışlarına aldırmadan minik bir kaba Elliot'un kanını doldurdu.Kan.. Hera'nın gördüğü minik damlacıklar dahi başının dönmesine yetmişti. Şimdi sadece onu kan tuttuğundan başı dönmüyordu aynı zamanda kanı aldıkları kişinin uyanınca vereceği tepkilerde başını döndürüyordu.

Bir planı olmalıydı. Bu ritüeli onun kanıyla yapmak istemiyordu ama Die çoktan hazırlanmış ve halinden gayet memnundu. Ne diyecekti ona, bu adamdan sanırım hoşlanıyorum o yüzden onun kanı olmaz mı? Ne kadar küçük düşürücü. Bu saçma düşüncelerde boğuşurken Die'nin telaşlı sesi düşüncelerinden uyanmasını sağladı.

“Hera sen delirdin mi? Onu bırak ve bana yardım et, ayrıca mumlar nerede?”.

Tabi ya mumlar, nasıl unutmuştu. Hera çantamda demek için ağzını açtığı sırada Lord Alexander'ı Die'nin karşısında gördü. İşte bu süperdi, artık tüm ekip tamdılar, bir kaç eksik dışında. Onları da birazdan burada göreceğine bahse girebilirdi Hera.

Alexander'ın kendine doğru gelen adımlarını fark ettiğinde yerdeki toprağı çoktan hareketlendirmişti. Küçük bir hortum gibi etrafını saran toz yığını sayesinde Alexander'ın adımları daha da yavaşlamıştı, çok değerli vampir gözlerine bir zarar gelmemesi için adımlarını daha dikkatli atıyordu. Yüzünde hafif bir tebessümle gülümsemeden edemedi Hera, bu ona biraz zaman kazandıracaktı. Bakışlarını arkadaşı Die'ye yönelttiğinde onun durumunun ondan daha kötü olduğunu görmesi uzun sürmedi. Ekip tamamlanmış, küçük şekil değiştiren Die'ye saldırıyordu. Die kurnaz bir cadıydı neyse ki şekil değiştirene ağzının payını vermesi uzun sürmemişti. Eline aldığı toprağı düşmanına atarken ben kazandım gülümsemesini görünce elinde olmadan Hera'da gülümsedi.

Yaptığı büyünün etkisi geçerken Alexander güçlü ve kesin adımlarla Hera'nın önüne geldi. Belli ki mezarlığın şimdiye kadar maruz kaldığı en büyük öfkeyi şimdi göreceklerdi. Sinsi ve kızgın bakışlarını Hera'ya yönelten Alexander'ın gözlerinde ona ne yapacağını daha bulamadığını, kararsızlığını açıkça görebiliyordu genç cadı. Onu küçümsüyordu, neyimize güvenerek bu işe kalkıştığımızı merak eder gibi gözlerine bakıyordu. Gözleri ona teslim ol diye haykırıyordu. Derin bir nefesi zorlukla almayı başardığında, fısıltı gibi bir sesle ''Asla teslim olmam asla.'' Dudaklarından dökülen bu bir kaç kelime Alexander'ın yüzüne sinsi bir gülüş katmayı başarmıştı. Sorun şuydu ki gülümsediği kişi o değildi arkasında duran birine gülümsüyordu. Hera aceleyle arkasını döndüğünde Elliot'un kızgın bakışlarını karşısında görünce neler olduğunu anlaması bir kaç dakika sürmüştü. Onlar izleyecek Elliot onlara ceza verecekti. Ve asıl can alıcı nokta bu gece ikisinden birini öldürecekti.

Işık hızıyla Die'nin arkasına geçen Elliot onunla biraz eğleneceği için mutlu gözüküyordu. Die'nin yüzü Elliot'u karşısında gördüğünde hayaleti andırıyordu, sanki hortlak görmüş gibi yüzü, benzi solmuştu. Haksız da sayılmazdı, karşısında intikam almak için yanıp tutuşan bir vampir vardı. Onunla işi bittikten sonra da sıra Hera'ya gelecekti.Die ondan beklenmediği bir performansla Elliot'un karşısında duruyordu, Hera ona ne kadar kaç diye yalvaran gözlerle baksa da ona aldırış etmiyordu. Gururluydu her zaman ve çok kırılgan biriydi Die. O küçük kırılgan bedeninden yine beklemediği güçlü bir ses tonuyla “Evet, karşındayım Elliot.” dedi.

Tüm yandaşları susmuş Elliot'un diyeceklerini ya da yapacaklarını bekliyorlardı.Hera ondan bir bağışlayıcılık bekliyordu, belki bir kaç hafta önce yaşadıklarından dolayı belki bunu o kadar içten dilemesinden dolayı bunu bilmiyordu.Elliot fısıltılı bir sesle konuşmaya başladığında Hera onun hakkında ne kadar yanıldığını bir kez daha gördü.

"Senin ölümün bu gece olmayacak Dietricha. Fakat sana şunu söyleyebilirim ki gittiğin her yerde, attığın her adımda, eğlenmeye çalıştığın her mekanda bu iki mavi göz senin ecelin olarak peşinde olacak. Bunu sakın unutayım deme !"

Sözünü bitirdikten sonra yeteri kadar zamanını harcamış gibi tek elini Dietricha'nın boğazına geçirmişti. Hera Die'yi kurtarmak için bir adım öne atılmıştı fakat yanındaki muhafız Alexander'ın onun hareketiyle taş gibi olan elini omzuna geçirmesi bir olmuştu. Die'nin ayakları yerden kesilmiş, ufak bedeni nefes almak, hayatta kalmak için debeleniyordu. Gözlerinden akan yaşlar sessizce toprağa karışıyordu. Gözünün önünde en yakın dostunu kaybediyor ve elinden hiç bir şey gelmiyordu. Küçük beden son nefesini vermeye hazırlanırken Elliot bir ağaca savurmuştu Die'yi. Çarpmanın ve nefessiz kalmanın etkisiyle Die bayılmıştı. Elliot daha bitmedi şeklinde arkadaşlarına bir bakış attıktan sonra soluğu tekrar Die'nin yerde yatan, minik bedeninin yanında aldı. Altın sarısı saçlarını o minik boynundan alırken Hera beyninde Lütfen, lütfen bunu yapma diye yalvarmaya başlamıştı.Ama Elliot bütün çağrılarını duymazdan gelerek o sivri dişlerini Die'nin minik boynuna saplamıştı. Hani hep yanımda olacağına söz vermiştin diye içinden geçirdi Hera. Elliot sözlerini duymuştu ki ağzından akan o iğrenç kana aldırmadan onunla konuşmaya başlamıştı.

"Ne kadar güçsüz olduğunuzun hiç farkında değilsiniz dimi ? O aciz kan ile dolu olan bedenlerinizi bu hale sokacağımdan adınız kadar eminken nasıl cür'et edebildiniz bana saldırmaya ? Şu saatten sonra kim yada ne olduğunuz hiç bir önemi yok. Artık gözümde her aydınlık birer kan deposu ve benim için eğlence kaynağı."

Kim ya da ne olduğumuzun hiç bir önemi yok ha diye düşündü Hera. Neden zamanı ve fırsatı varken onu öldürmemişti? İki kişiye karşı bir kişiydi o gün ve onun bir lord olduğundan dahi haberi yoktu. Zorla kan alışverişini tamamladıktan sonra o sinsi bakışları tekrar Hera'ya döndü.

"Küçükken hep bir bilim adamı olmak istemiştim Hera... Yapılan deneyler, hayvanlardan alınan kanlar, aciz insanlara ilaç bulmak uğruna zehirlenen denek fareler... Hep hoşuma gitmişlerdir. Ben eski günleri yad ederek bir deneyde bulunmak istiyorum. Ve bugünkü denek ise Dietricha ! Bakalım bir cadı, vampire dönüşürken hissettiği acıyı kaldırıp bir melez olacak mı ? Ah unuttum... Siz cadıların çok zayıf bedenleri vardı öyle değil mi ? Bedeninizin kaldıramadığı büyüleri yaparken kaybettiğiniz kaç cadı arkadaşınız oldu Hera ?"

Canını yakmak, onun ağladığını görmek onu daha da mutlu ediyordu. Ayaklarının güçlükle yerde durabildiklerini hissedebiliyordu. Canı yanıyordu. Ve bunun sebebi karşısında duran pislikti. Her bir sözü bir tehdit, bir bıçak gibi saplanıyordu vücuduna. Die'yi eğer meleze dönüştürürse, Hera'da onun ölümü olacağını kendine söylüyordu. Yine olağan üstü bir hızla Die'yi ağacın kenarına bırakıp, Hera'nın arkasına geçmişti. Elliot'un arkasında belirmesiyle omuzundaki ağır elin kalktığını hissedebiliyordu. Acısını da şimdi hissetmeye başlamıştı. Sanırım eve gidebilirse oraya bir buz koyması gerekecekti. Siyah saçlarını parmaklarının ucuyla çekerken kulağına fısıldayan Elliot, ona B planı için kaza ile de olsa bir tüyo verebilmişti.

"Bunu sık sık tekrarlamalıyız. Durgunlaşan vampir yaşantıma küçük adrenalinler iyi gelebilir. Ve bir gün seninde o pürüzsüz boynundan kanının tadına bakmak isterim... Umarım Dietricha'nınkinden daha tatlıdır."

Hera aklına gelen bir şarkının sözlerini mırıldanmaya başlamıştı, planını duyup da mahvetmesini istemiyordu. Elliot yanından ayrılıp Alexander'ın karşısına geçtiğinde gözlerini Die'ye yöneltti. Küçük dostunun ayılmaya biraz daha zamanı var gibi gözüküyordu. Hera içinden hiç denemediği, ama en güçlü büyünün sözlerini mırıldanmaya başladı. Mezarlıktaki tüm ölü cadılardan yardım istiyordu. Hafif esen rüzgar yerini bedenini kırbaç gibi vuran rüzgara bırakıyordu. Karşısındakilerin meraklı ve şaşkın bakışlarına aldırmadan büyüyü tekrar tekrar içinden söylüyordu. Ta ki düşmanlarının yüzünde şimdi beliren tepkiyi görene kadar. Elliot haricinde hepsi acı içinde çığlıklar atıyordu. Kulaklarında ki tiz sesin , tebeşir gıcırdatmaya benzediğini düşünüyordu Hera. Tüm ölü cadıların yardımıyla bir kaç dakika onları saf dışı bırakmak Elliot'tan alacağı intikamı almasına ve Die'nin kaçmasına yeter de artardı.

Hera ağır adımlarla Elliot'a ilerlerken yüzündeki sinsi gülüşün şaşkınlığına dönüşünü izledi. Hera bütün gücünü toplayıp Elliot'un tepkisiz yüzüne bir tokat attı. Elliot'un kafası yana savruldu.

''Nasıl yaparsın?'' diye bağırmaya başladı Hera. ''Nasıl olur da onunla kan alışverişi yaparsın? Gördüğüm en iğrenç adamsın.''

Elliot öfkelenmişti. Arkadaşlarının üzerindeki büyüyü geçirmek için Hera'ya muhtaç olduğunu biliyordu ama ondan böyle bir öfke patlaması beklemiyordu.

Elliot öfke ve sinirle Hera'ya daha da yakınlaştı. Artık her şeyin bittiğini biliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jake Wang
Capitol
Capitol
Jake Wang

Erkek Mesaj Sayısı : 165
Kayıt tarihi : 17/05/12

Niobe Hera Linos Empty
MesajKonu: Geri: Niobe Hera Linos   Niobe Hera Linos Icon_minitimePtsi Mayıs 28, 2012 10:43 am

    #Yazım ve İmla (10/9)
    #Kurgu (15/15)
    #Akıcılık (20/19)
    #Betimleme (25/24)
    #Uzunluk (15/15)
    #Renklendirme ve Düzen (10/6)
    #Bonus (5/5)


    93
    Keyifli rpler.

_________________

Niobe Hera Linos Bursz
In that moment when someone you love walks out of your life, would you run after?
Or would you watch them leave?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Niobe Hera Linos
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hunger Games Rpg :: Karakter Yaratımı :: RPG :: Rpg Puanlama-
Buraya geçin: